GÜZEL ŞEYLER
• 25/10/2008 - Arkadaş kim dost kime denir .
bana gelen bir mailden alıntı ne kadar dogru bir yazı oldugunu göreceksiniz > > > > > > > >ARKADAŞ ile DOST KAVRAMI > > > > > > > > > >Arkadaş evinize geldiğinde misafir gibi davranır, > > > >Dost geldiğinde buzdolabını açıp istediğini alır. > > > >Arkadaş senin ağladığını görmez, > > > >Dostunun omuzu ise senin gözyaşlarınla ıslanır. > > > >Arkadaş davetine katılınca bir paket hediye ile gelir, > > > >Dost sana yardım etmek için erken gelir; toparlanman için geç gider. > > > >Arkadaş, onu o yattıktan sonra ararsan rahatsız olur, > > > >Dost neden bu kadar geciktiğini sorar, derdini anlatmak için, > > > >Arkadaş bir kavgadan sonra her şeyin bittiğini düşünür, > > > >Dost ise tekrar arar. > > > >Arkadaş senin daima onun arkanda olmanı ister, > > > >Dost ise her zaman senin arkandadır. > > > >Arkadaş zaaflarınızı öğrenir ve onları kullanabilir, > > > >Dost zevklerinizi öğrenir ve onlara hitap eder. > > > >Arkadaş zayıflıklarınızı bilirse başınıza kakar, > > > >Dost zayıflıklarınızı bilirse örtmeye çalışır. > > > >Arkadaş sizi ikinci görmek ister, > > > >Dost ikinciniz olmaktan şeref duyar > > > >Arkadaş sıkıntınız olmadığında yanınızdadır, > > > >Dost sıkıntınız olduğunda size koşar, > > > >Arkadaşlarınıza siz huzur vermeye çalışırsınız, > > > >Dostlarınız size huzur vermeye çalışır.
|
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 20/10/2008 - Çok güzel bir yazı.......... KUZU
KUZU..
On beş yıllık kasaptı. Çevresindeki hiçbir kasabın, onun kadar iyi et satmadığı söylenirdi. Çok meraklı bir adamdı doğrusu. Satacağı hayvanları kendi eliyle seçer ve yine kendi keserdi. Müşterileriyle sohbet ederken: - şimdiye kadar yüzlerce hayvan kestim!. derdi. Benim için hayvan kesmek, karpuz kesmek gibidir.
Kasap, yılların vermiş olduğu alışkanlıkla koyunları beş dakika içinde, sığırları ise yirmi dakikada kesip parçalar ve canlı bir hayvana bakarak, ondan kaç kilo et çıkacağını şıp diye söylerdi.
Fakat, ah şu kuzular yok muydu? Hele son zamanlarda, onları kesmeye bir türlü eli varmıyordu. Kuzu eti isteyen müşterilerine: - Bırakın şu hayvancıkları büyüsünler!. diyordu. Başka bir et yeseniz, ne olur sanki?
Eski müşterileri, kasabın bu sözünden bir şey anlamıyordu. Öyle ya, şimdiye kadar dükkandan kuzu eti eksik olmamıştır. Oysa ki adam, bu sözleri boşuna söylemiyordu. Çünkü kuzu denince, gözlerinin önüne altı aylık yavrusu geliyordu. Kıvırcık saçlı, kara gözlü bir kızdı bu ve kasap onu, belki de ağzı alıştığı için "kuzum" diye seviyordu.
Aradan aylar geçti. Kasap, bu süre içinde müşterilerinin giderek azaldığını fark ediyor ve bunu, kuzu eti satmamasına bağlıyordu. Sonunda pes ederek: - Aman yahu!. dedi. Benden başka yufka yürekli kalmadı mı? Keserim olur biter.
Ertesi gün, diğer hayvanlarla birlikte bir tane de kuzu aldı. Önce danayı, sonra koyunu kesti. Bunları parçalarken son derece ağır davranıyor ve kuzunun kısa ömrünü, sözde birkaç dakika daha uzatmış oluyordu.
Sıra ona geldiğinde, önemsiz bir iş yapıyormuş gibi, aklına ilk gelen şarkıyı söylemeye başladı. Kuzu, olup bitenleri bir oyun zannediyor ve bağlı olmasına rağmen yerinde zıplıyordu. Kasap kuzuyu yatırıp bıçağa uzanırken, parmağında bir sıcaklık hissetti. Ve eline baktığında, öylece donakaldı.
Kuzu onun parmağını, annesinin memesi zannederek emiyordu...
Cüneyd Suavi
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 26/9/2008 - KUŞ AĞACI
Kuş Ağacı Annesi altı yıl önce, onu doğururken ölmüştü. Babası ise İspanya'nın en ağır siyasi cezalarının verildiği bir hapisanede mahkumdu küçük kızın. Bu nedenle mahkum babanın yılda sadece bir kez görüş hakkı vardı ve bu süre sadece yirmi dakika ile sınırlıydı.

Nihayet uzun zamandır bekledikleri gün gelmişti. Halasıyla birlikte hapisaneye gidip babasını ziyaret edecekti. Babasını daha önce de ziyaret etmiş olmanın verdiğim tecrübe ile, neler yapılacağını biliyordu. Önce kimlikler teslim ediliyor, sonra uzun saatler bekleme salonunda bekleniyordu. Ardından bitip tükenmeyecekmiş gibi gelen, sürekli açılıp, kapanan demir kapılar ...

Nihayet en son demir kapının önüne gelmişlerdi. Bu kapıyı da açarlarsa artık babasını kucaklayabilecek, ona kendisi için çizdiği resmi hediye edebilecekti. Ancak hapisane kurallarına göre özgürlüğü çağrıştıran her türlü şeyin mahkumlara verilmesi yasaktı. Gardiyan küçük kızın elindeki kağıdı işaret ederek;
-O ne? diye sordu
-Resim. Babam için çizdim.
-Ver bakayım Resimde kocaman yeşil bir ağaç ve üzerinde duran bir sürü kuş vardı. Gardiyan resme şöyle bir göz attıktan sonra;
-Hıımm ! Kuş resmi yasak. Bu resmi babana götüremezsin. diyerek resmi buruşturup çöpe attı.

Çok üzülmüştü küçük kız, ağlıyordu... Bu davranışa o kadar içerlemişti ki, babasıyla görüşmesi için sadece 20 dakikası vardı ve küçük kız hıçkırıklarına bir türlü engel olamıyor, babasıyla dilediğince hasret gideremiyordu.
-Üzülme kızım, yine çizersin dedi adam. Ama küçük kızı teselli etmek bir hayli güçtü. Bir süre sonra, resmi "YASAK!" diye çöpe atan gardiyan göründü kapıdan.
-Görüş süresi sona erdi. Küçük kız babası ile vedalaşıp hücreden ayrıldı.

Bir yıl sonra, yine o beklenen gün gelmişti. Küçük kız yine babasına ziyaretinde bir resim çizip götürdü. Bu sefer kuş yerine bir ağaç ve üzerine siyah minik benekler çizmişti. Gardiyan sordu; -Bu ne?
-Meyve ağacı.
-Tamam bunu babana hediye edebilirsin.

Baba kız hasretle kucaklaştılar, öpüştüler, sonra kız heyecanla elinde tuttuğu resmi babasına uzattı.
-Babacığım bunu senin için çizdim. Babası keyifle uzun uzun resme baktı ve sordu;
-Ne güzel bir ağaç bu böyle,.. üzerindeki benekler ne, meyve mi? Küçük kız birden bire telaşlandı, endişeli gözlerle etrafına bakındı;
-Pişşştttt babacığım lütfen yavaş konuş, gardiyan duyacak!.. Sonra babasının kulağına uzanıp şu sözleri fısıldadı; -Onlar meyve değil, ağacın içine sakladığım kuşların gözleri !Sunay Akın'dan
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|